Etiketler

, , , , , ,

Öncelikle belirtmek isterim ki bu yazımı, çok uzun süredir yazmadığım halde takibi bırakmayan aksine her geçen gün sayısı artan, an itibariyle 334 takipçimin hepsine tek tek ithaf ediyorum. (Umarım takibe takip etkileşimi almak için değil gerçekten yazdıklarımdan hoşlandığınız için takip ediyorsunuzdur:D )

Ayrıca bu şov 334 kişicik için mi diyenlerinizi duyar gibiyim lakin şuna inan ki 2017 yılında makyajdan ve modadan bahsetmeyen sadece gelişine yazan kendi çapında bir kız için küçümsenemeyecek bir sayı.

Önemli not: Birazdan okuyacaklarınızın tamamı yaşanmış ve gerçek olaylardır.

Günlerden bir gün yine metrodayım, işe gidiyorum. Elimde Ahmet Şerif İzgören’in bir kitabı hipnoz olmuş halde okuyorum. Tam ” sevginin öneminin ” harıl harıl anlatıldığı satırlardaydım. Karşınızdakini dinleyin, empati yapın ve sevin diyor. Her şeyden önce kendinizi sevin; kendini sevmeyen etrafına öfke saçar diyor ki tam o an koca metro ” itmeyin be! ” çığlığıyla sarsıldı. Metro tabii ki tıklım tıklım malum durakta, binenler tabii ki inenlere öncelik vermiyor. ( o banttan konuşan abla ne zaman kanser olcak acaba beni dinleyen yok abi diye) İşte tam o sırada trene binmeye çalışan genç bir kadın arkasından binmek isteyen başka bir kadın tarafından itilmiş ve itilen abla daha önce bir kaza geçirmiş boynunda boyunluk ve bacağında boydan boya sargı var ve bir çığlık; ” itmeyin bee! ”

Önce iten abla şirinlik yapıp ” afedersiniz çok kalabalık beni de arkamdan ittiler” falan gibi bişiyler demeye çalıştı. Çalıştı diyorum çünkü itilen abla sesinin volumünü her geçen saniye daha fazla arttırarak diğerinin konuşmasına asla izin vermeden saydırmaya devam etti. Tahammülü dolan diğer abla ” eeh be amma tantana ettin geri zekalı” dedi sazı eline aldı. Çığlık kıyamet falan filan.. Kitaba baktım ve Şerif abiye döndüm dedim ki; ” aynen abi aynen…”

O kadar tahammül sınırları dolmuş insanlar olduk ki bırakın itilmeyi falan biri pardon dese ” sus be geri zekalı” diyeceğiz. Tabii ki bu yalnızca insanların kendi kendine yaptığı bir şey değil zaman için sisteminde büyük bir katkısı ile doldu tahammüler. Özellikle de toplu taşımalarda potansiyel saldırganlar olarak yerimizi alıyoruz. Çünkü bir ayak sığacak yere dört ayak sığmaya ve dakikalarca o şekilde yolculuk etmeye mahkum bırakılıyoruz.

Ama yine de her şeye rağmen iyi ve hoşgörülü bir insan olarak kalmamızı kimse engelleyemez. Bu metro olayında ki itilen abla diğer ablanın konuşmasına müsade etse kadın şirinlik edip özür dileyecekti ama yok öteki de hemen pes edip bastı çığlığı neden altta kalsındı ki? İnsanlar altta kalma korkusu yerine kalp kırma korkusu taşısalardı güllük gülistanlık hayatımız olurdu.

Çok sevdiğim bir söz var ve her şeyin özeti aslında; “Güçlü insan güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği vakit öfkesini yenendir.”

Geçen sabah yine dolmuştayım bir sincapın bile sığmayacağı bir köşeye sindim eşsiz bir yolculuk yapıyordum ki tam bir başka ablanında sırtımda yolculuk ettiğini fark ettim. Abla öyle bir sıkıştırıyorki beni kaburgam acıdı, hiç tepki vermeden birazcık öne doğru kaydım sırtım ablaya dönük ama içimden sayıyorum tabii uyuz oldum. Bir baktım birisi arkamdan saçıma asılmış çekiştiriyor! Bir hışımla bir döndüm ki malum abla çekiyor saçımı. Sinirim tavan ama tepki vermek için bekledim, benimki sırıta sırıta gel diyor sana yer açtım:) Ben de güldüm sağol inicem dedim ve döndüm. Varsayılan Senaryo: Ne çekiyorsun saçımı manyak kadın diye bağırsaydım kadının gayet iyi olan niyetini anlamadan haksızlık edecektim ve dakikalarca sabah sabah kavga edicektik. Ayrıca aslında öyle saçıma abanmışta değildi uzaktan dokunmuştu ama o an sanki tüm saçımı çekiyor gibi hissettim. İşte bir anlık sinir ve öfke bu.

Hayat okey masası değil, her olaya anında tepki vermeniz gerekmiyor kimse sizden aceleyle taş atmanızı falan beklemiyor. Her durumda azıcık durun azıcık bekleyin hemen tepki vermeyin vallahi bunu yaparken insan ölmüyor, ölen olursa gelsin hesap sorsun kabulüm.

Kalabalık içinde bağıra çağıra tartışmak bir meziyet değil, insanlarla iyi geçinebilmek hoşgörülü olabilmek, biri ayağınıza bastığında gülümseyip sorun değil demek (kırmadığı sürece) meziyet.

Malum olaydaki itilen abla yüksek ihtimalle o hasta haliyle işe gittiği için (iş saati diye öyle düşünüyorum) hayata, onu çalıştıran sisteme kızgındı ve öfkesini diğerinden çıkardı. Hepimizin kırgınlıkları kızgınlıkları var ama bunların suçlusu dışardaki o sizi tanımayan insanlar değil. Hesabı onlara ödetemezsiniz.

Siz herkese kötü kötü bakarken size kimsenin gülümsemesini beklemeyin. Hayata ne verirseniz onu alacaksınız. Herkesten nefret ederek, insanlarla tartışarak hiç bir hatayı affetmeyerek mutlu olamazsınız, olmak için tonlarca para harcarsınız ama olamazsınız.

Sadece bir gün deneyin derim; bir sabah evden çıkarken o gün kalp kırmaktan korkun, insanlara sevgi gözüyle bakmaya hatalarını görmemeye çalışın, diğerleri de sizin gibi sistem mağduru. Onlarında derdi var belki sizinkinden fazla.. Hiç değilse birine sinir olduğunuzda kim bilir ne zorluk içindedir falan deyin öyle rahatlayın. Dertsiz insan yok emin olun.

Ben çok uzun süredir bunu alışkanlık haline getirdim ve şundan emin oldum ki; ben sevgi dolu oldukça hayatıma inanılmaz değerli bir sevgi çektim…

O değerli sevgi, hayatıma bir an da giren harika bir insan… Deneyimlemediğim hiç bir şeyi kesinlikle yazmıyorum. Gerçek sevgiyi arayanlara temin ederim ki; tanıdığınız tanımadığınız herkesi sevmeye çalışır ve severseniz o ışık gelip sizi bulacak…

Tanıdığım tanımadığım, beni seven sevmeyen herkese sevgilerimle..