Etiketler

, , ,

Geçen akşam kendi kendime yaratıcı yazarlık dersi oynamak istedim ve arkadaşlarıma hadi bana bir başlık söyleyin ona göre bir şeyler yazayım dedim. Sonuç aşağıdaki gibi oldu.  

Gizem : En’lerim
Ali : Uyuyan Güzel
Sercan : Lahmacunsuz Bir Dünya Nasıl Olurdu 
Seçkin : Bu Acılar Bizi Çok Bozdu
Burcu : Limon Sarısı
Diren Eren : İlk Tatil
Ekber : Sessizliğin Adımları
Bora : Uzay da Uçuşan Pireler
Hüseyin : Siz Peri misiniz
Gökan Kelebekler Aşık Olur mu

Favori başlığın hangisi derseniz açık söylüyorum hepsi bence çok iyi ama en çok Sercan’ın başlığına güldüm ve Burcu’nun başlığında romantikleştim. Şimdi bu başlıklardan yola çıkarak yarattığım ütopyaya gideceğiz.

” Atlantik okyanusunun yakınlarındaki orman da periler kralı Oberon ve periler kraliçesi Titania’nın himayesindeki periler yaşarmış. Oberon ve Titania’nın yalnızca bir tane çocukları varmış o da diğer peri kızlarına göre en az güzel ve etkileyici olan Semele imiş. Semele doğmadan önce Titania’nın kız kardeşi Diana kıza büyü yapmış. Kız dünyaya geldiğinde ölümsüz perilerin aksine fani bir peri olarak doğmuş ve henüz yirmi yaşına gelmeden öleceği bildirilmiş. 

Semele on altı yaşına geldiğinde diğer peri kızları kadar güzel ve büyülü olmadığını hissediyormuş ve annesi ve babası ona hiç bir zaman kendisinin fani olduğunu ve bir gün hayata doymadan öleceğini söylememişler. Her şeye rağmen Semele peri kızlarının en hayat dolu olanıymış. Hayattaki en’leri;  müzik perilerinin orman da haftalarca süren konserleri, yemek perilerinin güneş ışığın da pişirdiği  adı bilinmez sebzeler, insanlara dilekleri için yardım etmek ve  okyanusta tek başına yüzmekmiş. On bir yaşından itibaren bütün Atlantik’i gezmiş ve büyülü ormanlar da altında uyumadık ağaç, tadına bakılmadık meyve bırakmamış. Semele anne babasından ayrı ilk çıktığı tatilde kendisi gibi peri olmayan ancak kendisi gibi ölümlü olan Pete ile tanışmış ve neredeyse kendi gölgesinden dahi korkan bu oğlana aşık olmuş.( Hikayeye göre Pete de Semele’ye aşık olmuş mu bilinmiyor. Bunu Pete’nin kendisi de dahil kimse bilmiyor.)

Semele büyülü ormanların okyanusun ve hayatın tadını çıkarmakla meşgulken Oberon ve Titania kızlarını kaybedecek olmanın telaşına düşmüşler ve Diana’nın büyüsünü bozmak için periler dünyasındaki tüm sihirleri tedarik etmeye başlamışlar. Tüm bilgin perilerin yaptığı araştırmaya göre Diana’nın büyüsünü bozacak tek bir iksir varmış o da Limon Sarısı iksiriymiş. 

Şayet bu iksiri yapmayı başarabilirlerse Semele on yedi yaşına geldiğinde aylarca belki yıllarca sürecek derin bir uykuya dalacakmış ve rüyalar aleminde gerçek aşkı bulana kadar uyanmayacakmış. Gerçek aşkı bulup uyandığındaysa özüne dönmüş olmanın sevinci ile aşkını kaybetmiş olmanın acısını bir arada yaşayacakmış zavallı kız. Peki bu kadar acı bizi bozmaz mı demiş Titania. Biz ki insanların aşk dileklerini yerine getiren acı nedir tanımayan perileriz, kızımın göz göre göre aşk acısı çekmesine nasıl razı olacağız onu nasıl iyileştireceğiz biz acı ile baş etmeyi bilmeyiz ki? Bunun üzerine Oberon asker perilere emir vermiş ve gerçek  dünyadan en çok acı çekip yine de yaşayan bir insan bulup getirmelerini buyurmuş Bu insanlar bu kadar acı çekip hala yaşayabiliyorlarsa onlardan öğreniriz nasıl baş ettiklerini demiş.

Tek sorun limon sarısı iksiri için gerekli limonu bulabilmekmiş. Bahse konu olan limon okyanusun öte yanında tek bir dalda yılda bir kez çıkarmış ona ulaşabilmek için okyanusun diğer yakasına geçmek periler için bile zorken bu limon o kadar nazlıymış ki sessizliğin adımlarını dahi duysa hemen dallarına gömülür ve bir saklandı mı belki haftalarca bir daha onu gören olmazmış.  Periler günlerce hem okyanusun diğer tarafına geçmek hem de limonu ürkütmeden sessizce ona yaklaşabilmek için çalışmalar yapmışlar ancak hiç bir peri ne okyanusu geçecek kadar güçlü ne de sessiz olacak kadar dikkatli olamıyormuş. Bilgin perilerden biri bir gün Oberon’a bu iş için Uzay da Uçuşan Pireleri önermiş. Onlar ışık kadar hızlı ve sessizlermiş limonu çaktırmadan dalından koparsa koparsa onlar koparırmış. Oberon tüm kraliyet yetkilerini kullanıp bu pirelere ulaşmış onlara limonu getirmeleri halinde Atlantik’in tüm doğa ve doğa üstü enerjilerini ve güçlerini kullanabileceklerini vaad etmiş. Pireler bu teklifi geri çevirememiş ve çok geçmeden bizim nazlı sarı limonu dalından kopartıp krala getirmişler. Bilgin periler hemen koyulmuş işe ve hazırlamışlar limon sarısı iksinirini. Herşeyden habersiz zavallı Semele’ye yine bir konser zamanı müzikten sarhoş oluşunu fırsat bilip  içirmişler tek nefeste. 

uyu

Semele derin uykulara dalmış. Periler ona orman ve okyanusun eşşsiz ve büyülü  manzarasınıa karşı bir yatak hazırlamışlar. Yatak dünyadaki bütün çiçekler ile süslenmiş. Kızın yastığı hanımelleri çarşafı papatyalarmış.. Semele haftalarca aylarca uyumuş. Periler Semele’nin etrafında aylarca konserler vermişler şarkılar ninniler söylemişler. Aşık periler günlerce dans etmiş. Günlerden bir gün periler ormanın da gün geceye dönmemiş. Semelen’nin tam başında ki Gökyüzün de  Güneş ve Ay yanyana görülmüş. Bunun büyünün bozulduğuna dair mesaj olduğunu anlayan bilgin peri hemen Oberon ve Titania’ya haber vermiş. Semele rüya aleminde ki gerçek aşkını bulmuş!  (Rüyayı yalnızca gören kişi bildiği için Semele anlatmadığı sürece kime aşık oldu nasıl bir aşk yaşadı bilemeyeceğiz.)

Kızı uyandığında aşk acısı ile baş edebilmesi için Oberon’un verdiği emir üzerine aranan acı dolu insan hemen bulunmuş. Bu kişi Semele’nin ilk aşkı Pete’den başkası değilmiş. Pete hayatında o kadar çok acı görmüş ki bu yüzden kendi gölgesinden bile bir kötülük gelir diye korkar olmuş. Korkusundan dolayı günlerce alışamamış perilere çıldırdığını ya da öldüğünü sanmış. Perilerin adını dahi bilmediği yemekleri çok lezzetliymiş ama Pete hiç tatlarına dahi bakmadığı için bu lezzetlerden haberdar olamıyormuş. Bir gün neden yemiyorsun diye soran şef periye ” hep lahmacunsuz bir hayat nasıl olurdu diye merak ederdim, tam da böyle oluyormuş tatsız tuzsuz ve aç..” demiş. Şef peri “lahmacun da nedir ki?” merakından tüm dünya mutfağını araştırıp bu yemeği bulmuş ve bir gün Pete’ye sürpriz yapıp pişirmiş. Lahmacunu gören Pete mutluluktan ağlamış ve nefes alamaz raddesine gelene kadar yemiş. Periler ona o kadar iyi davranıyormuş ki Pete dünya hayatında tatmadığı mutluluğu hazzı yaşıyormuş ve bir süre sonra delirmiş veya ölmüş olmak umurunda dahi olmamış.

Ara ara Semele’nin başına gidip onu izliyor kızın neden diğer tüm peri kızları kadar güzel olmadığını düşünüyormuş, ama sonra kızın kanlı canlı hali gözünün önüne geldiğinde kalbindeki güzelliği anımsayıp asıl güzelliğin o olduğunu anlıyormuş. Acaba şimdi rüyasında kime aşık diye düşünmeden edemiyormuş. Bir insan olması şart mı? Belki de bir kelebeğe aşık olmuştur ve alt tarafı bir günlük aşkı hemencecik unutacaktır diye umuyormuş. Sahi kelebekler aşık olur mu?  Bence sığdırabilirler bir aşkı bizim için küçücük olan bir güne onlar için kocaman olan bir ömre…

Pete tüm düşüncelerini bir kenara itip Semele’ye ninni söylemeye başlamış;

Ninni de ninni, ninni de ninni

Göze gelmesin nazar değmesin,

Kötülük yakınına gelmesin.

Ninni de ninni, ninni de ninni..” 

Ve hikayem Pete’nin ninnisi ile bitiyor. Semele’yi aşkına doymadan uyandırmak istemiyorum. Hikayenin devamı gelir mi burada ölümsüzlüğünü mü yaşar bilemiyorum. Ya da bırakalım Semele rüya alemindeki aşkıyla mutlu olsun Pete de dünya da yaşayamadığı güzelliklere periler ormanın da doysun..

Hikayedeki peri isimleri (Oberon ve Titania)  ve ninni William Shakespeare‘in Bir Yaz Gecesi Rüyası eserinden alıntıdır. 

Semele: Mitoloji de Ölümlü Prenses

Pete: Bildiğimiz Heidi’nin Peter’ı

Diana: Doğa, verimlilik ve çocuk doğum Tanrıçası. 

Hikayenin mimarı başlık sahibi arkadaşlarıma ve hepinize sevgilerimle…