Etiketler

, , ,

Çok huzursuz  ve huysuz uyandım bu sabah. Gözümü açar açmaz bir Müslüm açsam da dinlesem isteği. El mahkum hazırlanmak lazım işe yetişeceğim, hazırlanırken aynaya çok bakmamaya gayret ediyorum  kendimi görmeye tahammülüm yok. N’oluyor yahu?

Olabildiğince hızlı atıyorum kendimi sokağa. Metroya biniyorum insan görmek istemiyorum bunun için metro çok güzel bir yer değil mi? Elimde Kafkaokur bir sayfa açıp okusam her şey geçecek…

Bir yer kapıp kapmaz hemen oturuyorum ve bir sayfa açıyorum, Selcan Aydın’ın Hissizlik Hissi adlı yazısını başlıyorum okumaya. Ve satır sonlarında engel olamadığım bir göz dolması oluyor ki o satırlar şöyle;

“Ben de senin gibi, ben de herkes kadar herkes gibi olacağım. Biliyorum ki beni öyle sevmeyeceksin. Çünkü zaten sevginin ormanına girmek için bahane buluyorsun sürekli. Yerler çamurmuş, ağaçlar çokmuş, açık hava yorarmış. Ben ki yüzme bilmediğim halde denizlere kendimi atmışım. Sen korkaksın. Kocaman bir korkak.”

Keşke evde okusaydım diyorum rahat rahat ağlardım. Boğazım düğüm gözümü bir kırpmama bakıyor dolan yaşın akması. İçimden tamam diyorum ilk durakta inip rahatlayana kadar ağlayacağım. Tren duruyor ama inmeye cesaret edemiyorum. Malum insanımız pek bir meraklı , daha önceki sokakta ağlama tecrübelerimi hatırlayınca kesin superman ruhlu biri gelip soracak “bir sorun mu var? ” diye biliyorum. O yüzden gözüm yemiyor inmiyorum, ağlamıyorum da.. Hem en son kendime söz de vermiştim halka açık yerlerde ağlamayacağım diye. Böyle zamanlarda bir ağaç dibi bir deniz kenarı bulabilmeli insan, sonra gözleri kuruyana kadar ağlamalı. İçindeki zehri akıtmalı. Yoksa nasıl tazelenir ruh?

Metrodan çıkana kadar başka şeyler okuyorum ve sonra Emrah Serbes satırlardan sesleniyor;

“Beni sevmeyen birini öyle olur olmaz zamanlarda arayamazdım…”

Yeter be kardeşim! Bu nedir ayıp yani sabah sabah kombo yaptınız!

Metrodan mezardan çıkar gibi çıkıyorum, hep havasızlıktan bunlar, nefes al nefes…

Ofiste bugün yalnızım içeri girer girmez bir kahve dolduruyorum ,kahve iyi gelecek biliyorum daha önce hep geldi.. Bir bakıyorum masama güneş vurmuş kış günü. Bu bir işaret diyorum masama vuran güneş içime akacak bugün, ilacım ayağıma gelmiş.

Akıl hastalarının ve depresyon hastalarının tedavisinde güneş ışınlarının bir çok ilaçtan daha çok işe yaradığını hatırlıyorum. Hemen gözlerimi kapatıp avuçlarımı açıyorum güneş avuçlarımda, beni iyileştirecek inanıyorum..  Bir kaç dakika sonra dur diyorum bir de müzik açıp güneş keyfimi taçlandırayım.. Bu ara sıradaki şarkı bana söylensin modam var. İçimden dileğimi tutuyorum ilk şarkı bana..

Bu sefer Emre Aydın söylüyor; Sen Beni Ölsen Unutamazsın..

Taçlanan güneş keyfim değil melankoli halim oluyor..

Ve diyorum ki; “evet ben seni ölsem unutamam lakin bundan böyle güzel de hatırlamam..”

Hepimiz birilerinin hayatından öylece geçtik, yüreklerine dokunduk, arkamıza bakmadan gittik sonra.. Ve hepimizin hayatından birileri geçti, dokundu ve gitti.. İşte hak yerini buldu. Dünyanın hiç bir yerinde hiç bir çocuğa, kadına ve mazluma sağlanmayan adalet gönül işlerinde sağlandı. Teşekkürler evren!

Kırdığım kimse hatırlamasın beni, bilirimki kırılan güzel hatırlamaz aklına geldikçe ah eder..Okuyup okumadıklarını bilmiyorum belki yüksek ihtimalle de okumayacaklardır ama yine de  hayatına yüreğine dokunduğum sonra haksız yere kırıp gittiklerimden bu yazı vesilesiyle af diliyorum..

Ve beni kıranları da affediyorum kendi hayatlarında mutlu ve başarılı olmalarını diliyorum..

“Herkes biliyor ki kavuşmak ne mümkündür ne de imkansız artık.”

Can Bonomo