Etiketler

,

Arkadaşlar size iyi bir haberim var!  Biz meğer baya sanatsevermişiz..

İstanbul Lütfi Kırdar da düzenlenen, 20 ülkeden 520 sanatçının 1500 eserle katıldığı Contemporary 2016, 11.yılını kutladı. Bir arkadaşımın daveti üzerine çok şükür orada bulunma ve eserleri görme şansım oldu. Daha önceki yıllarda katılma fırsatım olmadığı için katılımın ne düzeyde olduğunu bilemiyorum ancak bu sene gözlemlediğim ve şahit olduğum kalabalık pek bir şaşırttı beni. İğne atsan yere düşmez türünden…


Giriş için bir kuyruğa girdik ki sormayın şu kadar söyleyeyim beklerken tam anlamıyla ayaklarımıza kara sular indi. Lakin kalabalık şimdiye kadar İstanbul da içinde bulunduğum en şık en kibar en hümanist ve tabii ki en sanatsever kalabalıktı .  Biri birine değdiği zaman iki tarafta dönüp dönüp özür diliyor.. Sıramızı beklerken içimden konuşuyorum da konuşuyorum; “Biz bu kadar kibar mıydık? Birine bir yardim için olsa böyle sıraya girmeyiz. Hani sanata ilgimiz yoktu? Sus kızım sus! ”

Nihayet içeriye girdik ilk gördüğüm eser. Adını ‘Doğru Adamı Beklerken Robotlaşan Kadın’ koydum.

Bazı eserlere bakarken de içimden ‘bunu ben de çizerim ama ben yapsam hobi olur o yapınca sanat olmuş’ diye dedikodu yapıyorum. Böyle  düşünen kaç kişi vardır şu an burada diye de merak ediyorum. Monologlar içindeyim zira davet eden arkadaşım ne görse bayılıyor tek tek hepsini fotoğraflıyor beni çoktan unuttu.


Ve etrafında dönüp durduğum hakikaten etkilendiğim üstünde düşündüğüm ikinci eser bu iki arkadaş. Etrafında dönüp durdum çünkü eser kime ait ve adı ne bulamadım. Onlara da ‘Birbirini Anlamaya Çalışırken İçi Tükenen İnsanlar’ adını koydum.

‘Üzüm üzüme baka baka kararır’ adı da olabilir.


Ve ‘Seni Beynimle Döverim’ adını verdiğim eser. Artık Cem Yılmaz koleksiyonuna ait olduğu söyleniyor ben onların yalancısıyım.

Verilmek istenen mesajın böyle aleni olması esere daha çok ilgi uyandırıyor bence.


Alttaki resime bakarken bir parça romantikleştim. Önünde uzun uzun durdum o sırada yedi yaşlarında küçük bir bey ile babası geldi. Çocuk tabloya bakıp ‘köpek bu’dedi. Bende ‘kediye benziyor bence’ dedim. Çocuk bana sen kimsin hiç senle tartışmaya giremem bakışı attı. Babası hemen savunmaya geçti ve şirinleşerek ‘benim oğlum köpek diyorsa öyledir’ dedi.

Keşke aşırı savunmacı babamıza “çocuğa, her tespitinin doğru olamayabileceğini, farklı iddiaları fikirleri de değerlendirmesi gerektiğini anlatmamız gerekir” diyebilseydim ama bende “siz öyle diyorsanız öyledir ” dedim geçtim.

İzleyenleriniz bilir İşler Güçler dizisinde Ahmet Kural’ın ‘diyemedim ya la’ sahneleri var ya o sahneler beynimde bir kaç kere döndü durdu 🙂 İlgili sahneye buradan ulaşabilirsiniz.

Eğer resimde ki hayvan köpekse n’olur söyleyin bileklerimi keseyim.


Sonra orjinal ismi ‘Two Gardens’ olan tabloyu gördüm. Hüzün bastı bir ara seyrederken.. Buna isim takamadım olduğu gibi kabul ettim. Eserlere dokunmamak gerek ama kimseye çaktırmadan serçe parmağımın sağ alt köşesine mini minnacık dokunmasına engel olamadım. Resimdeki ablanın bakışları içime dokundu. Bekledim gelmedi der gibi bakıyor..


Ve favori tablom şirinliği yüzünden akan sanatçı Sang Chul Won’un eseri oldu.

Adı: Mixed media on Korean traditional paper

Fiyatı: 45.000 TL’cik 🙂

Ona da dokundum ne yalan söyleyeyim. Dokunurken de satışı 45. 000 TL ise dokunmak kaç bin Tl’dir acaba dedim korktum çektim elimi.

Bu arada bilmenizi isterim ki sanatın her türüne ve her bir sanatsal esere saygım sonsuz. Yazım tamamen bir öz eleştiri ve güne ait kişisel bir anıdır.

Ayrıca sergideki 520 sanatçı ve 1500 eserin önünde saygıyla eğiliyorum.